CocaCola Ramazan Reklamları

0
953

Lawrence’ler öldü mü, Oryantalizm kaldı mı?

Ne Lawrence’ler öldü, ne de oryantalizm(şarkiyat, şarkiyatçılık) tarihin tozlu rafları arasındaki yerini aldı. Her ikisi de capcanlı ve dipdiri olarak yaşıyor. Değişen tek şey kılıfları…

Arabistanlı Lawrence’yi dünya üzerinde yaşayan milyarlarca insandan biri olarak düşünmemeliyiz. Çünkü Lawrence bir şahıstan ziyade bir ideali temsil etmektedir. Lawrence’nin mümessili olduğu İngiliz mamulü oryantalizm ideali I. Dünya Savaşı’nda Osmanlı Devleti’nin parçalanmasına sebep olmuştur.

Bir Arap’tan daha Arap, bir Türk’ten daha Türk, bir İranlıdan daha İranlı olmayı hedefleyen insanları yetiştiren bu ideal kısa vadede amacına ulaşmış gibi gözüküyor. İleride Doğu’nun insanı bu ikiyüzlü ideale teslim olacak mı, olmayacak mı? Bunu zaman gösterecek.

Girizgâhı yaptık. Şimdi sıra türküyü söylemekte…

Bu yazımızda Cocacola’nın Ramazan reklamlarını tahlil edeceğiz. Elbette birçok tahlilde olduğu gibi bu tahlilde de madalyonun iki yüzü var: Birinci yüz, fikri tahlil. İkincisi ise teknik tahlil.

Teknik tahlil oldukça kolay. Belirli kıstaslar çerçevesinde bir reklamın kalitesi gün yüzüne çıkarılabilir. Ancak, fikri tahlil o kadar basit değil. Bir araştırmaya, incelemeye ve çalışmaya muhtaç. Ancak böyle bir çabanın ardında birtakım kabataslak bilgilere ulaşılabilir.

Yirminci yüzyılın başında Lawrence’nin bayraktarlık yaptığı oryantalizm idealini şimdi devasa markalar devraldı. Burger King’ler, Mc Donalds’lar, Cocacola’lar modern çağın “taze” Lawrence’leri…

Geçen yazımızdaki gibi bu yazımızda da reklam filmlerini 3 kıstası esas alarak değerlendireceğiz: Fikir, görüntü ve slogan.

Cocacola’nın bu reklam filmi bir reklamdan ziyade klibi andırıyor. Baştan sona memleketçi ve maneviyatçı öğeler klibe damgasını vurmuş.

Kamera, Türkiye’nin dört bir yanındaki doğal güzellikleri ve aynı zamanda Türkiye’nin dört bir yanından insan manzaralarını gözler önüne seriyor.

Önce Ağrı’dan bir çoban, sonra Urfa’daki bir zanaatkâr ve daha sonra da Zonguldak’taki maden işçileri… Klipte gördüğümüz şehirler bu kadarla sınırlı kalmıyor. Ülkemizin birçok farklı coğrafyasından birçok farklı insan ekrana getirilmiş.

Böylelikle, Türkiye’nin her köşesinden bu reklam filmini izleyen insanların kendini reklam filmindeki insanlarla özdeşleştirmeleri sağlanmış.

Dolayısıyla, reklam filminin fikri kapsayıcı ve etkili.

Sinematografi olarak da muazzam. Hatta sadece sinematografik anlamda da değil, kurgu tekniği ve müzik olarak da oldukça iyi. Göze hitap eden birçok genel plan mevcut. Bunun yanında farklı şehirlerden, farklı mesleklerden insan profilleri kadraja güzel bir biçimde yansıtılmış. Doğal olarak böyle görüntüler iyi bir müzik ve iyi bir kurguyla birleşince teknik açıdan eksiksiz bir eser meydana çıkıyor.

Slogan olarak pack-shottaki logonun altında küçük puntoyla “Hayatın Tadı” -tabiricaizse” iliştirilmiş.

Görüntü yönetimi, müzik, kurgu ve fikir açısından çıtayı epey yükseltmiş olan bu reklam çarpıcı bir slogandan yoksun.

İlkin fikir penceresinin başına oturalım. İzlediğimiz bu reklam filminin fikir noktasında bir öncekinden ahım şahım bir farkı yok. Tabii ki ufak değişiklikler sözkonusu. Memleketçi ve maneviyatçı  vurgudan ziyade tarihi ve kültürel değerlerin vurgusu bir adım önde.

Hacivat-Karagöz ülkemizin yüzlerce yıllık tarihinden çekip çıkarılarak filme yerleştirilmiş. Böyle bir hamleyi illaki memleketimizin insanı tutacak ve sevecektir.

Aynı zamanda kullanılan müzikte de Batı tipi enstrümanlardan çok Doğu tipi enstrümanlar tercih edilmiş. Bu da diğer hamleler gibi reklam filmini izlettiren ve sevdiren bir hamle. Benim nazarımda fikir olarak başarılı bir çalışma.

Görüntü yönetimi olarak da oldukça iyi ve yetkin. Reklam filminin açılışında yeşiller içindeki Hacivat’ı karanlık bir tünelden çıkarken görüyoruz. Burada muhtemelen sabahın orucundan akşamın iftarına varmak tarif edilmiş. Zaten bunun kelime ve cümlelerle değil de böyle sembolik bir görüntü diliyle ifade edilmiş olması dahi çıtayı bir tık arttırmış.

Görüntü tekniği açısından konuşulacak ikinci önemli konu ise ritimdir. Görüntü ritmi yoğun ve güçlü bir biçimde filme işlenmiş. Süreli toplu ve beraberce hareket eden insanlar ve sokaklarda yuvarlanan onlarca davul ritmik bir görüntünün elde edilmesini sağlamış.

Bana kalırsa bu reklam filmi tahlil edeceğimiz diğer iki reklam filmini sollamış.

Slogan açısından bir önceki reklamla benzer. Vasatı aşamamış. Aslında bu yönden Cocacola reklamlarını hazırlayan ekin tebrik etmek gerek, zira kolaycı bir anlayışla sloganları ve kalıplaşmış ifadeleri kullanmak yerine nakış nakış işlenmiş fikirleri ve tekniği piyasaya sürüyorlar.

Fikir olarak ortalama bir reklam  filmi duruyor karşımızda. İnsanları ilginç bir öyküyle sarsmak yerine duygusal olarak etkilemeye çaba gösterilmiş. Fakat, ben hem öykü hem de duygu bağlamında bu reklam filminden etkilenmedim.

Zaten açılışta okuduğumuz ifadelerden de anlaşılacağı gibi hedef-kitle Müslüman coğrafyalar değil, müslüman olmayan coğrafyalar.

Bu coğrafyalardaki insanlara Müslümanların Ramazan ayında oruç tutarken yaşadıkları ve hissettikleri empati kanalıyla anlatılmaya çalışılmış. Duyarlı mı? Duyarlı. Ancak, ne kadar samimi? Tartışılabilir. Fikir açısında fena sayılmaz. Yalnız benim kanaatimce daha iyi olabilirdi.

Görüntü yönetmenliği anlamında üstdüzey bir çalışma ortaya konmamış. Yalnızca perspektiften ve manzaralardan yararlanılmış bazı planlar var. Fakat daha ötesi yok. Sinematografi ıskalanmış.

Önceki iki reklam filmine kıyasla etkileyici bir slogan kullanılmış. “Taste the Feeling”. Yanlış çevirmiyorsam; hissi tatmak, hissin tadına varmak gibi bir anlama karşılık geliyor. Reklam filminin atmosferine ve ulaşmak istediği hedefe uygun bir slogan.

Genel anlamda teknik açıdan üstdüzey olan bu reklam filmlerinin fikri altyapısını sümenaltı etmeden okumak dileğiyle… Dilimizi sürçüp de hata ettiysek affola. Selametle.

Aslen Bulgaristan muhaciri, Manisalı bir ailenin 9 çocuğundan üçüncüsüyüm. Dedelerim 93 harbinden sonra başlayan Balkan göçleriyle Anadolu’ya gelmişler. 1998 yılında Kırkağaç ilçesi Karakurt Köyü’nde dünyaya geldim. 2004 yılında aynı köyde ilköğrenime başladım. 2012 yılında Manisa’ya lise eğitimimi tamamlamak için gittim. Lise sıralarındayken birçok kompozisyon yarışmasına katıldım. 2016 yılındaki sınavın ardından İstanbul Üniversitesi Radyo, Televizyon ve Sinema bölümüne yerleştim. Klark Medya’da kamera asistanı ve Sinefesto TV’de editör olarak çalıştım. “Hayatı Kaçıran Adam ve Onun Kısa Macerası” ve “Işıksız” projelerinde görev aldım. Hali hazırda üniversitedeki eğitimime devam etmekteyim.

Cevap Ver

Lütfen Yorumunuzu Yazın
Lütfen İsminizi Girin