Kurumsallaşma, şu anda iş dünyasının gündemindeki en popüler konu. Tanımı gereği, bir işin yerine getirilmesinde oluşturulacak süreçlerin belirlenmesi ve bunun ortak hafızada taşınması demektir. Dalkavukluğu, ‘bir işin yerine getirilmesinde oluşturulacak sürecin içine ve daha da beteri, kurumun ortak hafızasına taşımak’ söz konusu olduğunda, artık “kurumsal dalkavukluk” tan söz ediyoruz demektir.

Sibel Asna son yazısısında bu konu üzerinde durarak çok önemli bir noktaya değinmiş ve iletişimcilerin birer yol gösterici olarak kurumlara bu noktada yol göstermesi gerektiğini ifade etmiş.

Peki nedir bu” Kurumsal dalkavukluk” ?

“Kurumsal dalkavukluk, bir kültür sorunudur. Kültürü ‘toprak’, değerleri de ‘tohum’ olarak kabul edersek, liderin tutumu, işyeri kültüründe, kurumsal dalkavukluğun yeşerip yeşermeyeceğini belirleyen en temel unsur haline gelir. Kurumsal dalkavukluğun en tehlikeli yanı, karar verme süreçlerini çarpıtması ve bunun sonucu ortaya çıkan ‘yönetimsizlik’tir.

Kurum liderinin etrafında yarattığı demokrasizlik, bir süre sonra sadece ‘iyi haberleri’ sızdıran ve ‘kötü haberleri’ dışlayan; ‘dalkavukluk kalkanı’ oluşturur. 400 bin haz sensörüne karşılık 4 milyon acı sensörüyle donatılmış insan vücuduna ters düşen yapıda dalkavukluk, yalnızca ‘liderin hoşuna gidecek’ bilgilere geçit vereceğinden, kurumun ‘kangren’ olması işten bile değildir. Türkiye’de işletmelerde görülen dalkavukluk, kurumsal yapıya adeta nüfuz etmiş pek çok çeşitte karşımıza çıkabiliyor. ‘Kralın soytarısı’, kurumsallaşmış dalkavukluğun, tarihteki en genel örneğidir. Günümüzde durum, bundan fazlaca farklı değildir. Kralın soytarısı üstelik artık ‘tek’ de değildir. Kurumsallaşıyoruz derken, her kademede, farklı iş tanımlarına(!) sahip, kurumsal dalkavukluk üretebiliyoruz.

Bodyguard dalkavuklar: Bunlar, patronu, tepe yöneticisini ya da lideri, dış dünyadan koruyarak ‘işlerini sürdürme’ gayretindekilerdir. Genelde bunları ya bir yönetici asistanı ya da insan kaynakları direktörü olarak ‘kurumsallaştırırız’ ve yarattıkları yıkımın boyutu, çoğu kez kurum içten çürüdükten sonra ortaya çıkar.

Evet efendimciler: Bunlar, liderin yakınında duran ve fiziki yakınlık yüzünden lideri ‘yanlış bilgilendiren’ kurumsal dalkavuklardır. Liderin her söylediğini onaylarlar. Lider, kendi söylediğine kendisi itiraz edince, bu defa bu itirazı da onaylarlar. Bunların yüzünden lider, doğru karar oluşturamaz. Zira her söylediği ‘doğru, güzel, iyi’ bulunduğundan, hatalarına karşı ‘morfinlenmiş’ hale gelir.

Sadakat dalkavukları: Bu tür dalkavukların davranış modeli; ‘kuruma sadakat’ üzerinden yürür. Sadakat, harika bir şey olabilir. Ancak yalnızca ‘sadakat’ ile kuruma değer yaratılamayacaktır. Değer yaratmaya iş süreçlerine sadakat, bu tür kurumsal dalkavukların en belirgin vasfıdır. Genelde yönetim kademelerini tıkayan, yetenekli gençleri kurumdan uzaklaştıran bu dalkavuklar, üretimlerinden ziyade, ‘ihanet etmedikleri’ni vurgulayarak varlıklarını sürdürürler. Ve tarih göstermiştir ki en yıkıcı ‘ihanetler’ bu ‘sadakat dalkavukları’nın hainliğinden çıkmıştır. Batmak üzere olan gemiyi, ilk terkedenler de bu sadık(!) dalkavuklar olmuştur.

İşgüzar dalkavuklar: Bu tür kurumsal dalkavukların gayreti, liderin gözünde ‘çok çalışkan ve fedakar’ imajı oluşturmaya yöneliktir. Her işi, yapsın yapmasın, her projeyi bitirsin bitirmesin, her problemi çözsün ya da çözmesin, ‘üstlenir’ler. Patronun olduğu her yerde hazır ve nazır’dırlar. Düğüne giderse damat, cenazeye giderse tabut olma gayretleri ile ‘liderin gözdesi’ kalmaya gayret ederler. “

Kurumsal dalkavukluğun ne anlama geldiğini az çok anladık. Son olarak Sibel Asna’nın yazısından alıntıladığım bölümle O’nun ağzından tüm iletişimcilere seslenerek bu noktada onları harekete geçirmeyi ve bu konunun daha fazla konuşulması gerektiğini düşünüyorum.

“İletişimcilerin rolünün kurumlara asli sorumlulukları konusunda yol gösterici, ufuk açıcı, eleştirici ve evrensel doğruların yansıtıcısı olması gerektiği inancındayım. Halbuki nasıl düşünülüyor, ne tercih ediliyor? Kurumsal dalkavukluklar! En şahane, emsalsiz, ilk ve tek, muhteşem, görkemli kelimelerini basın bültenlerinde, konuşma metinlerinde bol bol görüyoruz. Kendi kendini öven, göklere çıkaran, abartan kurumların gönüllü veya gönülsüz dalkavukları haline dönüştük ne yazık ki…

Bunun aksini yapabilmek içinse yetkin ve yetkili olunması gerektiği güpegündüz meydanda. Temsil ettiğiniz kurumu uyarmak, abartılardan kaçınılması gerektiği konusunu hatırlatmak, hatalar veya yanlış uygulamalar konusunda bir iç denetimci gibi hareket etmek için yetkin ve yetkili, donanımlı olmamız şart.

Peki, öyle miyiz? Bu konuyu dürüstlükle, hem uygulamacılar hem de akademi olarak ciddiyetle düşünmemiz ve önlem almamız gerekiyor. Küresel ısınmanın getireceği karamsar geleceğe hazırlanabilmek için öncelikle sorun tespitlerinde isabetli ve uzun va­deli bir bakış açısına kavuşmak oyunun olmazsa olmazı.

“Bugünün kârları yarının krizlerini hazırlaya­bilir”. Mesleğin önemli bir boyutu olan kriz iletişim konularının çoğunlukla iş süreçlerinin olması gerektiği gibi olmamasından kaynaklan­dığı bilinen bir gerçek. Maden kazaları, iş kaza­ları, asansör kopmaları, işçi ölümleri, silikozis, çocuk işçi, göçükler, zehirlenmeler… Bunların yüzde kaçı kötü şans, yüzde kaçı ihmal, görmez­likten gelme veya “tecahülü ârif”? Yani bilip de bilmemezlikten gelme sanatı?

Sonra?

Gelsin iletişimciler.

Halbuki bu işlerin başa gelebileceğini söyleyen, bugünün iletişim ortamında hiçbir şeyin gizli kalamayacağını, iş süreçlerinin düzenli ve şeffaf olmasının koşullarını dile getiren, ağırlık ko­yabilen iletişimciler olduğu ölçüde daha iyi bir dünyaya evrilemez miyiz?

İletişimcilerin yolu: Mutlidisipliner

İletişimin çağımızın uzlaştırıcı disiplini olduğu­na inanan bir uygulamacı olarak geleceğin ile­tişimcilerinin multidisipliner bir eğitimden ge­çerek sahaya çıkmaları gerektiğini söylüyorum yıllardır. Sosyoloji, sosyal antropoloji, çevre bi­limleri, toplum tarihi, siyasi tarih, kültür tarihi, sosyal psikoloji… Velhasıl topluma dair ne öğrenebilirsek öğrenmiş olarak sahaya çıkmalıyız. Toplumsal davranışları öngö­rebilmek, bireyin tepkilerini ölçebilmek olmazsa olmazımız.Ardından, uzmanlaşma­mız gerekiyor. Finans, ekonomi, sanat, siyaset, bir veya birçok alanda uzmanlaşmamız, faaliyet raporlarının satır aralarını okuyabilmemiz, ku­rumların uygulamalarındaki eksiklikleri tespit edebilecek yetkinliklere ulaşmamız gerekiyor. Aksi takdirde mesleğimizin adını değiştirmemiz, kurumsal iletişim yerine “kurumsal dalkavukluk” dememiz daha uygun olacak gibi geliyor bana…  “

 

Kaynak

https://www.marketingturkiye.com.tr/haberler/kurumsal-dalkavukluk/ Sibel Asna

http://www.sosyalsiyaset.net/documents/kurumsal_dalkavukluk.html/ Şeref Oğuz

İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümü öğrencisiyim. Halkla İlişkiler, Dijital ve Sosyal Medya, Kurumsal İletişim ve Reklamcılık gibi iletişim sektörü alanında yazılar yazmaktayım. Sosyal sorumluluk, girişimcilik ve teknoloji odaklı projeler ile “Vestel”, “Kalder”, gibi önemli şirket ve derneklerle beraber çalışarak çeşitli kazanımlar ve deneyimler elde ettim. Kurucusu olduğum İstanbul Üniversitesi Sosyal Girişimcilik Kulübü’nün başkan yardımcısıyım ve “Sosyal Girişimcilik” üzerine çalışmalar yürütüyorum. Güncel olarak iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmeleri yakından takip ederek çalışmalarıma ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum.

Cevap Ver

Lütfen Yorumunuzu Yazın
Lütfen İsminizi Girin