Spor ve Propaganda

0
1092

Propaganda bir fikri, düşünceyi veya inancı başkalarına tanıtmayı, anlaşılmasını sağlamayı ve benimsetmeyi amaç edinir. Bunu türlü araçlar ve yollarla gerçekleştirir. Bu araçlar tarihsel süreçte değişen teknoloji ile doğru orantıda gelişmekte olup genel olarak sesli, yazılı ve görüntülü mecralara indirgenebilmektedir. Propaganda süreci çeşitli yollardan gerçekleştirilebilir. Bu yollardan biri de spordur.  Spor insanları birleştirici güce sahiptir. Günümüzde binlerce insanın stadyumlarda, onbinlerce insanın da televizyon karşısında tek bir amaç için birleştiğini görmekteyiz. Kimi zaman ağır küfürler ederek deşarj olan insanlar için spor büyük bir nimettir. Ayrıca spor insanların büyük bir bölümü tarafından dokunulmaz kutsal bir değer konumuna getirilmiştir.  Bu denli hayati konuma gelen spor için en önemli organizasyon olimpiyat oyunlarıdır. Olimpiyatların tarihi M.Ö 776 yılında Isparta Kralı Likorgos’un önerisiyle Yunanistan’ın Olimpia bölgesinde yapılan şenliklere kadar uzanır. Bu şenlikler ilk olimpiyat oyunları olarak kabul edilmektedir. Olimpiyatlar her dönemde insanların büyük ilgisini çekmiştir.

Büyük ilgi duyulan Olimpiyatların günümüzdeki anlamına kavuşmasıyla birlikte bu oyunlar devletlerin güç gösterisi alanına dönüşmüştür. Bu durum en güçlü şekilde 1936 Berlin olimpiyatlarında hissedilmiştir. Birinci Dünya Savaşı ile İkinci Dünya Savaşı arasındaki dönemde giderek yaygınlaşan totaliter rejimler, gerçek amacı barış ve centilmenlik olan olimpiyatları kendi amaçları doğrultusunda kullanmışlardır.  1931 yılında, Birinci Dünya Savaşında yenilmiş Almanya’ya verilen 1936 olimpiyatlarının sadece ekonomik getiri sağlayacağı düşünülürken 1933 yılında Nasyonal Sosyalistlerin iktidara gelişi ile Naziler için büyük bir propaganda fırsatı sunulmuş oldu.

Oluşabilecek etkiyi çok iyi bildiği için Hitler, devletin tüm imkanlarını bu olimpiyatlar için seferber etmiştir. Nitekim fırsatı geri çevirmeyen Naziler görkemli gösterilerle izleyicileri büyülemiştir. Dünyanın dört bir yanından gelen ziyaretçiler ve devlet temsilcileri Nasyonel Sosyalizme hayran kalmıştır.

Olimpiyatların; siyaset,spor ve propaganda üçgeninde bizlere önemli örnekler verdiği tartışılmaz bir gerçektir. Olimpiyatlarda yapılan propaganda birçok örnek ile detaylandırılabilir. Ancak spor ile propagandanın bağı sadece olimpiyatlar ile sınırlı değildir. Spor ve propaganda konusunda değinmemiz gerek bir diğer konu ise Sovyetler Birliğinde düzenlenen “Atletler Geçidi” dir.

1917 yılında Çarlık otokrasisinin yıkılmasıyla ülkede iç savaş başlamıştır. Devrimle beraber iktidar olan Bolşevikler muhalifleriyle 1922 yılına kadar sürecek bir mücadeleye girişmiştir.  Lenin ve Troçki gibi önemli isimlere sahip olan Bolşevikler bir yandan komünizm karşıtlarıyla savaşırken bir yandan da halkın huzursuzluğunu gidermeye çalışmıştır. Bunun için 1919 yılında Moskova Kızıl Meydanda bir spor geçidi yapılması kararlaştırılmıştır. Sıkıntılı bir zamanda yapılan bu geçit halk üzerinde oldukça etkili olmuştur.

“Atletler Geçidi” 1931 yılında rutin bir olay haline getirildi. Moskova’dan sonra St.Petersburg’a ve yakındaki diğer şehirlere taşındı. “Atletler Geçidi” Stalin döneminde SSCB’ye bağlı bütün halkların katılımıyla gerçekleştirilmeye başlandı. Büyük kalabalıkların oluştuğu bu etkinlik Joseph Stalin’in sözlerinin halk arasında yaygınlaşması için büyük öneme sahiptir. Bu geçidin en büyüğü 12 Ağustos 1945’te Nazilerin bozguna uğratılmasına ithafen gerçekleştirildi. Bu geçide 25.000’den fazla sporcu katılmıştır.

Propaganda ve spor arasındaki ilişkiyi açıklarken verilebilecek en uç örnek Kuzey Kore’de yapılan faaliyetlerdir. Bildiğimiz gibi Kuzey Kore’de propaganda oldukça şiddetlidir. Hemen her konu hakkında kara propaganda yürütülmektedir. İktidar yenilgiyi kesinlikle reddederek sporun doğasında olan yenilmeyi aşağılanma olarak kabul etmektedir. Sporun temel felsefesinin anlaşılmaması dolayısıyla sporcu yetiştiremeyen ülkede müsabaka sonuçları çarptırılmaktadır. Bu çarptırmaları örnekler üzerinden gösterelim:

Bu resimde Kuzey Kore futbol milli takımının dünya kupasını kazanması sonucu oyuncuların coşkusuna yer verilmiştir. Futbol ve dünya kupası konusunda Kuzey Kore tarafından yapılan tek çalışma elbetteki bu değildir. Brezilya’da düzenlenen organizasyonda da finale kadar herkesi ezip geçen Kuzey Kore’nin finalde Portekiz’i yenerek kupaya uzandığını konu eden haberi de izlemiş olmalıyız.

Aşağıdaki çalışmada ise 2000 Sidney Olimpiyatlarında altın madalya kazanan Jong Song-Ok adındaki atlet gösterilmektedir.

İlginç olan ise 1999 yılında bir önceki Kuzey Kore lideri Kim Jong-İl, Jong Song-Ok’un olimpiyatlarda rezil olacağından korkarak Sidney’de yarışmasını yasaklamıştır.

Kuzey Kore’de halka hep üstün oldukları kanısı yerleştirilmeye çalışılmaktadır. Sporun dostluk ve centilmenlik harici her şeye yaklaştırıldığı ülkede, spor bir üstünlük göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Spor iktidarlar için her zaman büyük öneme sahip olmuştur. Hitler, Lenin, Stalin ve Kim Jong-Un gibi diktatörlerin kullandığı spor, göz boyamada oldukça etkili olmuştur. İspanyol diktatör Franco’da faşist ülkelerde olduğu gibi sporu oldukça etkili kullanmıştır. Franco’nun 3F’si olarak adlandırılan, Fado(müzik), Fiesta ve Futbol halkı elinde tutmasında diktatör rejime oldukça fayda sağlamıştır. Bana 100 bin kişilik uyku tulumu yapın diyen Franco’nun bu emri 1947 yılında Bernabou Stadı inşa edilerek yerine getirilmiştir. Ayrıca diktatör Salazar’da 40 yıllık iktidarı boyunca Fado, Fiesta ve Futbol’u etkili şekilde kullanmıştır. Kendisine ülkeyi nasıl yönetiyorsunuz sorusunu soran gazeteciye “Futbol olmasa Portekiz’i nasıl yönetirdim bilmiyorum” cevabını vermiştir. İtalyan diktatör Mussolini’nin ise Festival, Fuhuş ve Futbol üçlüsünden yararlandığı bilinmektedir. Güncel bir örnek ise Ramazan Kadirov’dur. Kendisi Çeçen direnişini kırmak isteyen Putin tarafından Çeçenistan’ın başına getirilmiştir. Putin Rus medyası tarafından, Kadirov’a verilen ödenekler yüzünden sürekli olarak eleştirilmektedir. Kadirov ise ülkeyi Avrupalı diktatörlerden farklı olarak Şeriat, Eğlence ve Futbol ile yönetmektedir. İnsanların dini duygularını oldukça iyi sömüren Kadirov futbola da büyük bir yatırım yapmıştır. Terek Grozni takımının başına dünyaca ünlü futbol adamı Ruud Gullit’i getirmiştir. Grozni’de büyük kutlamalarla karşılanan Hollandalı efsane Kadirov’un şovunda yerini almıştır.

Sporun kontrolsüz olması da toplumsal huzurun devamı için tehlikelidir. İngiltere’de olduğu gibi kontrol altında tutmak için çeşitli uygulamalar yapılan spor propaganda amacıyla genellikle totaliter rejimlerde kullanılmıştır. Sonuç olarak diktatörlerin vazgeçilmez dileği olan spor, halkı etkilemede oldukça etkili olmuştur.

1997 yılında İstanbul’da doğdum. Atatürk Anadolu Lisesinden mezun olduğum 2015 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü kazandım. İstanbul Üniversitesi Sosyal Girişimcilik Kulübü kurucu üyesi olarak çeşitli faaliyetlerde görev alıyorum. 2017 yılında “Hayaller Renklensin Çocuklar Şenlensin” sosyal sorumluluk projesini gerçekleştirdim. Ayrıca 2018 yılında Kredi Kayıt Bürosu'nun düzenlemiş olduğu "Hayal Edin Gerçekleştirelim" yarışmasında hazırladığım proje ile dereceye girdim. Hali hazırda anatolianpr.com’da halkla ilişkiler, siyasal reklamcılık, propaganda ve sektörel konularda yazılar yazmaktayım.

Cevap Ver

Lütfen Yorumunuzu Yazın
Lütfen İsminizi Girin