Türkiye’de Halkla İlişkiler ve Medya İlişkisi

0
322

Halkla ilişkiler isminden dolayı oluşan yanlış algı sebebiyle direkt olarak insanlara hitap eden bir meslek sanılsa da aslında halkla ilişkilerin asıl ilişkide bulunduğu alan medyadır. Halkla ilişkiler disiplini belirli insan topluluklarına ulaşmayı hedefler ancak bunu medya eliyle yapar. Haliyle halkla ilişkiler uzmanları ile medya çalışanları arasında belirli düzeyde ilişki kurulması kaçınılmaz hale gelir.

Son beş yılda sosyal medya denen kavramın hayatımızda pek çok şeyi önlenemez şekilde değiştirdiğini biliyoruz. Sosyal medyadan PR ve medya sektörü de oldukça etkilendi. Ancak şuan için değişim tüm hızıyla devam ediyor ve elde analiz yapabilecek kadar veri olmadığı için bizler geleneksel medya örnekleri üzerinden gideceğiz.

Gazete, dergi gibi yazılı basın mecraları halkla ilişkiler uygulamalarının ilk hayata geçirildiği yerlerdir. Ardından radyo ve televizyonun hayatımıza girmesiyle bu medya araçları da halkla ilişkiler uygulamalarından nasibini almıştır.

Halkla ilişkileri reklamdan asıl ayıran olay para vererek bir mecranın kiralanmamasıdır. Reklam yapmak istediğiniz medya mecrasında bir yer kiralarsınız ve oraya dilediğiniz şekilde kendinizi tanıtacak materyaller yerleştirirsiniz. Belirli etik ölçüler içerisinde kimse sizlere karışamaz. Tüketici yaptığınızın reklam olduğunu bilir ve herkes kafası rahat bir şekilde olaysızca dağılır. Ancak halkla ilişkiler çalışmalarında herhangi bir yer kiralaması yapılmaz. Para verilmez. Siz markanıza yarayacak bir iş yaparsınız ve bu ses getirerek basında yer alır.

pr ve reklam

Peki bir işin basında yer alması için neler gerekli?

1- Haber değeri taşıması. İster yazılı ister görsel, ister işitsel olsun bir yayın aracının sizden ücretsiz olarak bahsetmesi için yaptığınız işin haber değeri taşıması gerekir. Aksi takdirde yayın yapılan kitle boş gözlerle ne yaptığınızı anlamaya çalışır.

2- Reklam algısı oluşturmaması. Günümüzde insanlar reklamdan kaçmaya çalışırken siz onların gözüne gazete haberi, dergi röportajı yahut ana haber bülteni içerisinde reklam yapmaya çalışırsanız olumsuz geri dönüşler almanız kaçınılmazdır.

Ancak maalesef ülkemizde işler ders kitaplarında anlatıldığı gibi yürümüyor. Bir markanın yaptığı yeni kampanya hiçbir haber değeri taşımamasına, hedef kitlede merak uyandırmamasına ve ölümüne reklam kokmasına rağmen haber yapılabiliyor.

Peki nasıl?

Çok basit…

Eğer yukarıda saydığım şeylere rağmen markanın haberi yapılmışsa muhtemelen marka o medya kuruluşunun büyük bir reklam verenidir. Haliyle yayıncı kuruluş büyük balığı kaçırmamak için mesleki etik ilkelerinden taviz verip ona böyle ufak jestler yapar. Tıpkı evin bütün beyaz eşyalarını aldığınız mahalle arası beyaz eşyacının küçük ev aletlerinden bazılarını bunlardan bizden olsun diyerek vermesi gibi…

Tabi halkla ilişkiler uzmanlarının basın mensuplarıyla ilişkisi bu kadar ile sınırlı değil. Özellikle ulusal gazetelerde çalışan ve sözü geçen gazeteciler zengin koca bulmuş ikoncan gibi takılma şansına sahip oluyor. Çünkü onların yazabilecekleri köşeleri ve istedikleri haberi çıkartabilecek güçleri var. Şirketler sırf o gazetecileri etkilemek için yemekler düzenliyor, yurtiçi ve yurtdışı geziler ile eğlendiriyor. Özel günlerini unutmayıp bazı hediyeler gönderiyor. Bütün bunların karşılığında gazeteci o marka hakkında önemli-önemsiz her konuda yazıyor. Tıpkı ilaç mümessillerinin doktorlara kendi şirketinin ilaçlarını yazması karşılığında bazı pahalı hediyeler vermesi gibi…

Halk medyada yazılana, gösterilene çoğu zaman inanır. Fazla sorgulamaz. Hatta belirli eğitim seviyesinin altında insanlarda “Yalan olsa televizyonda-gazetede gösterirler miydi?” algısı mevcuttur. Üzülerek söylüyorum ki gösterirler sevgili halkım… İnsanların inanma eğilimi gösterdiği ilk şey haberlerdir. Bu yüzden yönlendirici haberler üzerinden insanların satın alma kararları üzerinden hakimiyet kurmaya çalışılır. Örneğin bir dondurma markası olduğunuzu düşünün. Kışın satışlarınız düşecektir. Haliyle kışın dondurma yenilmez algısını kırmanız lazım. Ancak dünya kadar para harcayıp reklam filmleri çekip kışında dondurma çok nefis deseniz bile yeterince ikna edici olmaz. Onun yerine bir gazetenin 3. sayfasına;

Kışın dondurma yemek X’e çok iyi geliyor! 

Dondurma kışında yenir, X’e dikkat ettiğiniz sürece! 

Bayburtlu bilim adamları kışın yenen dondurmanın kansere iyi geldiğini keşfetti!

şeklinde haberler hazırlattırırsınız. (tabi ücreti mukabilinde) Gazetenin ilerleyen sayfalarına da dondurmalarınızın nefis fotoğraflarının olduğunu bir afiş reklam ve işlem tamam. İnsanlar artık kışın dondurma yememenin yemekten daha zararlı olduğunu düşünecek. Sonuçta bir tarafta boğazların ağrıması diğer tarafta kanserden kurtuluş müjdesi var. Tıpkı ilk sorulan hediyelik eşyaya 500 lira fiyat çekip ikinci sorulan hediyelik eşyaya 100 lira diyerek (piyasa fiyatı aslında 10 lira olan) turistlere iteleyen Kapalıçarşı esnafı gibi…

kışın dondurma yemek

Bu aralar televizyonlarda sıkça gördüğünüz indirim çadırı, fırsat günleri, konut kampanyaları gibi haberler aslında haber falan değil. Marka tarafından ücret ödenmiş ısmarlama işler. Bu işler sadece indirim çadırı gezilecekse ayrı fiyatlanıyor yok markanın bir yetkilisi röportaj verecekse çok ayrı fiyatlanıyor. Bütün bu yapılanlarda insanlara haber adı altında izletiliyor.

Zeka yok!

Düşünmek yok!

Üretmek yok!

Mesleği ileri taşımak yok!

Ver parayı çal düdüğü…

indirim çadırı

Halbuki indirim çadırında anlık olarak uygulanabilecek bir aktivite gerçekleştirsin. Yahut sosyal sorumluluk adı altında elde edilen gelirden öğrencilere vb bir yardım yapsan zaten basın oraya gelecek. Hem de tek kuruş para almadan gelecek. Senden oraya gelmek için izin isteyecek. Sosyal medyada paylaşsan helal olsunlar havada uçuşacak. Lakin bunlarla uğraşmaya gerek yok. Zaten şirketlerin iletişim birimlerinde halkla ilişkiler mezunu falan yok. Ya vitrine koyulacak mankenler ya birilerinin eşi dostu köşebaşını tutmuş.

Neyse konuyu dağıtmadan asıl meselemize ülkemizde basın mensuplarıyla halkla ilişkiler uzmanlarının ilişkisine geri dönelim. Yukarıda saydık durduk yapılan işleri yapılan yanlışları… Peki burada kim suçlu, hangi taraf haksız ?

Net olarak bir tarafa sen suçlu ve kötüsün diğeri sütten çıkmış ak kaşık demek mümkün değil. Markalar yaptıkları her işin, her yeni uygulamanın hatta attıkları her adımın haber olmasını istiyor. Basında yaptıkları her şeyden para almak istiyor. Hal böyle olunca iki tarafta kendi istekleri doğrultusunda mesleklerinin etik ilkelerini çiğnemekten geri durmuyor. Bugün ülkenin en büyük medya veya PR kuruluşlarına girip etik nedir diye sorsanız alacağınız cevap muhtemelen yöresel bir tatlı falan mı olacaktır.

Uzun lafın kısası böyle gelmiş böyle gidecek korkarız vallah!

1996 yılında İstanbul’da doğdum. İlk ve orta öğrenimimi Küçükçekmece ilçesinde gördüm. 2015 yılında İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi Halkla İlişkiler ve Tanıtım bölümünü kazandım. Aktif olarak İstanbul üniversitesi Sosyal Girişimcilik Kulübü başkanlığı görevini yürütüyorum. Türkiye Kalite Derneğinin düzenlemiş olduğu Yaşam Kalitesi Yarışmasında projemle kategori birinciliği ödülünü aldım. Türkiye İhracatçılar Meclisinin düzenlemiş olduğu İhracat Fikirleri yarışmasında proje fikrimle birincilik ödülüne layık görüldüm. Sabancı iştiraki AkçanSA şirketinin düzenlediği Betonik Fikirler yarışmasında 10 finalistten biri oldum. Okul uygulama birimi olan Ajans İstanbul İletişimde ve Küçükçekmece Belediyesi Özel Kalem Müdürlüğünde staj yaptım. Güncel olarak anatolianpr web sitesinde markalaşma, sosyal medya ve dijital reklamcılık üzerine yazılar yayınlıyorum.

Cevap Ver

Lütfen Yorumunuzu Yazın
Lütfen İsminizi Girin